Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yazarlar’ Category

Karşımızda bir duvar var. Üzerine sıva yapıldığı için tek parça şeklinde duruyor. Sıvayı kazıdığımızda, duvarın, aynı ebatta düzgün kesilmiş yüzlerce taş (veya tuğla) parçasından örülmüş olduğunu görüyoruz. Taş parçalarını elimize alıp yakından baktığımızda, her birinin aynı ebatta binlerce daha küçük ve düzgün parçadan oluştuğunu anlıyoruz. Her bir küçük parçayı büyüteç altında incelediğimizde ise, bunların ancak mikroskop altında net görülebilecek, anlamlı şekle sahip onbinlerce mikroskobik parçadan mürekkeb olduğunu farkediyoruz. Gözlemlerimiz bu şekilde elektron ve tünel mikroskoplarına kadar uzayıp gidiyor. Dahası, duvarın bu şekilde ayakta durması için, en küçüğünden en büyüğüne bu parçaları bir arada tutmaya yarayan çok büyük kuvvetlerin her an faaliyette olduğunu da keşfediyoruz. Bu bize, sözkonusu duvarın rastgele toprak veya çamur yığarak değil, en küçük parçasından itibaren belli bir hesap ve geometri ile örüldüğünü, ve mevcudiyetinin bu şekilde devam etmesinin de ince bir hesaba dayanan ve her an varedilen kontrollü kuvvetlerin kullanılmasıyla mümkün olduğunu gösteriyor. Anlıyoruz ki, önce en küçük parçalar imal edilmiş; bunu yapan usta, bunlarla daha sonra bir duvar öreceğini biliyormuş ve bunu gerçekleştirmiş.
İşte maddenin önce atom-altı tanecikler, daha sonra da1 çekirdek, atom ve molekül şeklinde yaratılışını ve sürekliliğini bu misâlden yola çıkarak bir nebze tasavvur edebiliriz. Bu durum önce sebeble izah edilemeyecek şekilde bir ilk (ham)maddenin yaratıldığını, ardından Kâinat’ın sebeb-netice münasebeti çerçevesinde İlâhî İlim, İrade ve Kudret ile bir inşâya tâbi tutulduğunu açıkça göstermektedir.
Molekülden başlayarak sırayla atom sistemi, atom çekirdeği, çekirdekteki nükleonlar (proton ve nötronlar), her bir nükleondaki kuarklar şeklinde geriye doğru gittiğimizde, maddeyi oluşturan bu çok küçük temel parçacıkların çok yüksek kuvvetlerle (güçlü nükleer kuvvetler) bir arada tutulduğu bugün biliniyor. Bir başka deyişle, ilk yaratılıştan bugüne farklı ölçeklerde organizasyona tâbi tutulan fîzikî âlemde, galaktik ölçekten atom-altı ölçeğe inildikçe, farklı ölçekteki maddî cisimleri sebebler açısından bir arada tutmakta kullanılan kuvvetler ters orantılı olarak büyümektedir. Bugün fizikî âlemde bilinen, kütleçekim (gravite), zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvet şeklindeki dört temel kuvvetten en zayıfı kütleçekim, en büyüğü ise güçlü nükleer kuvvettir. Yıldız gibi devasa, gezegen gibi orta ölçekte veya elma gibi küçük ölçekte kütlelerin aralarında vazife gören gravite (kütle çekim) kuvveti, proton veya kuark gibi çok küçük veya neredeyse kütlesiz kabul edilen atom-altı taneciklerin atom çekirdeğinde bir arada tutulmasında kullanılan güçlü nükleer kuvvetin 1040’da birine karşılık gelmektedir. [Her ne kadar varlığı tecrübî olarak ortaya konmuş ve birer isim verilmiş olsa da, elektrondan itibaren atom-altı taneciklerin gerçekten “cisim” diyebileceğimiz bir fizikî varlığa sahip olup olmadığı (yoksa bizim yaklaşımımıza göre mi varsayılıp ifade edildiği) kuantum fiziğinin hâlen tartışılmaya devam eden bir konusudur.]
Peki, esbab açısından inşânın ilk ve en temel maddesi olduğu anlaşılan atom-altı parçacıklar bize maddenin gerçek mâhiyeti hakkında bilgi verebilir mi?
(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Dünyayı sarsan ve sadece Amarikan halkının değil bütün dünyanın üzüntüsü haline gelen trajediden dolayı Amerikan halkına taziyetlerimi sunmak isterim. Allah, en kısa zamanda yaraları sarsın ve bizi şerlerden korusun.

Türkiye’den gelen bir telefonla faciayı öğrendiğim zaman, benim ilk tepkim, odamda bulunan arkadaşlara, biraz sonra manasını özetleyeceğim Kur’an ayetini okumak oldu. İslam hoşgörü dinidir; insanı en kıymetli varlık olarak kabul eder; ma’sum insanlara karşı yapılan tecavüz ve hücumları büyük günahlar arasında sayar. Nitekim bahsini ettiğimiz Kur’an ayeti bunu haykırmaktadır: ’Kim bir başka canı öldürmek veya yeryüzünde anarşi çıkarmak gibi bir suçu bulunmadan haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir canının kurtuluşuna vesile olursa, bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Bizim peygamberlerimiz, onlara çok açık deliller getirdiler. Ancak bütün bunlardan sonra insanlardan çoğu yine yeryüzünde aşırıya gitmiş ve zulm etmişlerdir.’ (5: 32). Gerçek şu ki, müslüman ölüme değil, sadece hayata hizmet eder.

Bu hadise sebebiyle İslamın koyduğu iki temel hukuk prensibini asla unutmamalıyız: Birincisi: Kur’an’ın ’Bir suçlu bir başka suçlunun yükünü yüklenemez’ (6: 164). Yani bir cani yüzünden bir başka insan asla cezalandırılamaz. Hukukta cezalar ve suçlar şahsîdir. İkincisi ise, berâat-i zimmat esastır. Yani suçluluğu isbat edilinceye kadar kimse suçlanamaz. Delil olmadan kimseyi cezalandırmak adalet değildir. Aksi isbat edilmedikçe insanlar masum kabul edilirler.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

“Gecenin sonunda olmazsa sabah
Bil ki ufukları tutmuştur günah”

İbadet, insanı terk etmez. Haramlar, insanla ibadetin arasına girer, keser yolu. Ve insan ibadeti göremez olur. O insan ibadete ulaşamaz. İstese de ulaşamaz.

Her haram havada dolaşan toz lekeleri gibidir. Nasıl ki lekeler lambanın camına yapışır da o ışık dışarı sızamazsa, kalp fanusu da böyledir. Haramlar kalp fanusunu karartır, insan ibadet etmek istemez. Çünkü kalpteki iman dışarı tesir edemez, dışarıdaki ilim de kalbe ulaşmaz. İşte insanla ibadetin uzak kalmasının sebebi budur.

Haramlarla ibadetin yan yana yürüdüğü görülmemiştir.

Hem haram işleyen hem ibadet eden insan İslam’ın hukukuna tecavüz ediyor demektir. Hem haram işleyip hem ibadet edenleri görenler; “İşte Müslümanlar böyle!” demektedirler. Allah, böyle kullarına hesap soracaktır: “Sen öyle hareket ettin ki, Müslümanlığı lekeledin!”
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir gazinoda solisti dinlerken kendinden geçen, ona eşlik eden, kalkıp oynayan gençlere ne anlatabilirsin? Manevi duygularını müzikle tatmin etmiş, kendini güftelerin, bestelerin seline kaptırmış gencin elinden tutabilir misin? Sen elini uzatsan da, o elini uzatır mı?
“Sevgilim” deyince birisini hatırlıyor veya hayal ediyorsa, ona İslami değerleri sevdirebilir misin?

Sabahın erken saatlerinde yollara düşen, kar kış demeyen, gişenin önünde saatlerce bekleyen, açılan kapıdan bin bir zahmetle içeri giren, tribünlerde bağırıp çağıran, oyuncuları ayakta alkışlayan, sloganlar atan, gol atıldı mı çılgınlara dönen, yanlış kararda hakeme demediğini bırakmayan, sonra karşı taraftarları öldürmeye, yaralamaya kalkışan gence hangi manevi değerleri anlatabilirsin?
(daha&helliip;)

Read Full Post »

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”

Necip Fazıl

Allah, ölüm anımızı gizli tutmuş ki her zaman ibadet edelim; ölüm bizi ibadet ederken yakalasın. Her şey ölüp ölüp dirilmektedir. Sonbaharda ölen ağaçlar, ilkbaharda aynen dirilir.

Aynı yapraklar, aynı meyveler, aynı dallar yine yeryüzüne çıkar. Nasıl ki bir elma ağacı sonbaharda ölüp kuru kemik gibi dalları kalıyorsa ve ilkbaharda aynen diriliyorsa, Müslümanlar da İslamiyet’i yaşarken ölür, İslamiyet’i yaşayarak dirilir… Bu şuna benzer; diyelim ki İstanbul’daki bir askerin, Kars’a tayini çıkıyor. Asker, kışlaya girer girmez, askerliğine kaldığı yerden devam eder. İnsan da nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle dirilir.

Nasıl yaşadığımız çok önemli. Dört çeşit hayat şekli vardır: Ot gibi yaşamak; yani suya sabuna dokunmamak, koyun gibi yaşamak; yani canının istediğini yapmak, Müslüman’ca yaşamak; yani nefsimize değil, İslam’a tabi olmak, Müslüman olup da Müslüman gibi yaşamamak; yani teyp gibi yaşamak. Teypler sabaha kadar Kur’an okur, amma hiçbir teyp cennete gidemez.

Herkes yerini tayin etsin!..
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Biz, misyonerin bilgili Müslüman’ı etkileyerek Hıristiyanlaştırabileceğine inanmamaktayız. Bize öyle geliyor ki bakkaldan aldığı ekmeği yolunu şaşırmadan evine götürebilecek kadar aklı, mantığı, ilmi olan bir Müslüman, misyoner karşısında önce şu net soruları sormaktan kendini alamaz ve der ki:
– Müslüman, Hıristiyan olunca neyi kazanacak? Hangi eksiğini tamamlayacak? Hangi gerçek, Müslümanlıkta yok da Hıristiyanlıkta var ki Müslüman, Hıristiyan olsun da o gerçeği orada bulsun? Yok böyle bir eksiği Müslüman’ın. Öyle ise ne için Hıristiyan olacak Müslüman? Sebep ne? Misyonerlerin Müslüman’a teklifleri inanç yönünde olacak da diyeceklerse ki:

– Din demek peygamber ve kitap demektir. Hazreti İsa Allah’ın peygamberi, İncil de Allah’ın gönderdiği kitabıdır! Bunu böyle bilin!
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Soru: Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle birçok kimsenin elinde (Peygamberimizle Yaşamak) adını verdiğiniz kitabınızı gördüm. Açık söyleyeyim kitabınızın adına takıldığım için alıp da okuma gereği duymadım. Bu adı tercih etmekle bin dört yüz sene önce vefat etmiş bulunan Peygamberimiz’le birlikte yaşamak bugün de mümkün mü, demek istiyorsunuz? Mümkün diyorsanız açıklayın nasıl mümkün olacağını.

Cevap: Efendim, ilk bakışta sizin gibi düşünenler de olabiliyor demek ki. Ancak kitaba bir göz atmış olsaydınız bu soruyu sormaya hiç gerek duymaz, Peygamberimiz (sas)’le yaşamanın bugün hem mümkün, hem gerekli hem de çok kolay olduğunu siz de anlayabilirdiniz. Sözü uzatmadan sizi kitaptaki Peygamberimiz’le yaşamanın nasıl mümkün olacağını anlatan bölümle baş başa bırakayım da siz de bakın bakalım bin dört yüz sene önce vefat etmiş bulunan Peygamberimiz’le yaşamak bugün nasıl mümkün olurmuş, görün.

“Ebul Hasan Harkani Hazretleri Harkan’da yaptığı vaazlarında Peygamberimiz (sas)’le birlikte yaşama tarifini şöyle yapıyordu o günkü Müslümanlara: Ey Müslümanlar! Günlük hayatınızı Peygamberimiz’le birlikte yaşamayı ister misiniz?
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »