Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Şair İkbal ve Nebiye gözyaşı takdimi

Sami Yusuf – Eid Song

Küçük Hafızlar Mutlaka Dinleyin…!

Bu ülkeyi gerçekten seviyorlar….

5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarına katılan öğrenciler muhteşem bir veda gecesiyle Ankara’dan ayrıldı.

Dünya çocukları bugünden itibaren İstanbul’da, final öncesi heyecanını yaşayacaklar. Kızılcahamam’da yapılan veda gecesinde yine unutulmaz görüntüler vardı

5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları şarkı ve şiir yarışmasının yarı finali, adını olimpiyat için Türkçeleştiren Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Türkmenistan’dan yarışmaya katılan Dövlet Amanguliyev, ‘Duydum ki Unutmuşsun’ isimli şarkıyı seslendirdi.

Karşımızda bir duvar var. Üzerine sıva yapıldığı için tek parça şeklinde duruyor. Sıvayı kazıdığımızda, duvarın, aynı ebatta düzgün kesilmiş yüzlerce taş (veya tuğla) parçasından örülmüş olduğunu görüyoruz. Taş parçalarını elimize alıp yakından baktığımızda, her birinin aynı ebatta binlerce daha küçük ve düzgün parçadan oluştuğunu anlıyoruz. Her bir küçük parçayı büyüteç altında incelediğimizde ise, bunların ancak mikroskop altında net görülebilecek, anlamlı şekle sahip onbinlerce mikroskobik parçadan mürekkeb olduğunu farkediyoruz. Gözlemlerimiz bu şekilde elektron ve tünel mikroskoplarına kadar uzayıp gidiyor. Dahası, duvarın bu şekilde ayakta durması için, en küçüğünden en büyüğüne bu parçaları bir arada tutmaya yarayan çok büyük kuvvetlerin her an faaliyette olduğunu da keşfediyoruz. Bu bize, sözkonusu duvarın rastgele toprak veya çamur yığarak değil, en küçük parçasından itibaren belli bir hesap ve geometri ile örüldüğünü, ve mevcudiyetinin bu şekilde devam etmesinin de ince bir hesaba dayanan ve her an varedilen kontrollü kuvvetlerin kullanılmasıyla mümkün olduğunu gösteriyor. Anlıyoruz ki, önce en küçük parçalar imal edilmiş; bunu yapan usta, bunlarla daha sonra bir duvar öreceğini biliyormuş ve bunu gerçekleştirmiş.
İşte maddenin önce atom-altı tanecikler, daha sonra da1 çekirdek, atom ve molekül şeklinde yaratılışını ve sürekliliğini bu misâlden yola çıkarak bir nebze tasavvur edebiliriz. Bu durum önce sebeble izah edilemeyecek şekilde bir ilk (ham)maddenin yaratıldığını, ardından Kâinat’ın sebeb-netice münasebeti çerçevesinde İlâhî İlim, İrade ve Kudret ile bir inşâya tâbi tutulduğunu açıkça göstermektedir.
Molekülden başlayarak sırayla atom sistemi, atom çekirdeği, çekirdekteki nükleonlar (proton ve nötronlar), her bir nükleondaki kuarklar şeklinde geriye doğru gittiğimizde, maddeyi oluşturan bu çok küçük temel parçacıkların çok yüksek kuvvetlerle (güçlü nükleer kuvvetler) bir arada tutulduğu bugün biliniyor. Bir başka deyişle, ilk yaratılıştan bugüne farklı ölçeklerde organizasyona tâbi tutulan fîzikî âlemde, galaktik ölçekten atom-altı ölçeğe inildikçe, farklı ölçekteki maddî cisimleri sebebler açısından bir arada tutmakta kullanılan kuvvetler ters orantılı olarak büyümektedir. Bugün fizikî âlemde bilinen, kütleçekim (gravite), zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvet şeklindeki dört temel kuvvetten en zayıfı kütleçekim, en büyüğü ise güçlü nükleer kuvvettir. Yıldız gibi devasa, gezegen gibi orta ölçekte veya elma gibi küçük ölçekte kütlelerin aralarında vazife gören gravite (kütle çekim) kuvveti, proton veya kuark gibi çok küçük veya neredeyse kütlesiz kabul edilen atom-altı taneciklerin atom çekirdeğinde bir arada tutulmasında kullanılan güçlü nükleer kuvvetin 1040’da birine karşılık gelmektedir. [Her ne kadar varlığı tecrübî olarak ortaya konmuş ve birer isim verilmiş olsa da, elektrondan itibaren atom-altı taneciklerin gerçekten “cisim” diyebileceğimiz bir fizikî varlığa sahip olup olmadığı (yoksa bizim yaklaşımımıza göre mi varsayılıp ifade edildiği) kuantum fiziğinin hâlen tartışılmaya devam eden bir konusudur.]
Peki, esbab açısından inşânın ilk ve en temel maddesi olduğu anlaşılan atom-altı parçacıklar bize maddenin gerçek mâhiyeti hakkında bilgi verebilir mi?
Okumaya Devam »